Bumerang - Yazarkafe

28 Temmuz 2026 Salı

🚴‍♀️ Pedal Çevirmenin Hafifliği: Bisikletle Yıllar Sonra Yeniden Yola Çıkmak ✨

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم 
Bismillahirrahmanirrahim...


Diyabetle ilk tanıştığım günlerde bir doktorun kulağıma küpe olan harika bir sözü vardı: "Sağlıklı bir yaşam; Diyet 🥗, Hareket 🏃‍♀️ ve Moral 🧠 saç ayağı üzerine kuruludur. Bu üçlüden biri bile eksik olsa şekeri düzene koyamazsınız."

Ne kadar doğruymuş! Zamanında doktorlar yüksek şeker yüzünden vücudumdaki kasların erimeye başladığını ve mutlaka yürümem gerektiğini söyleseler de dinledim mi? Hayır tabii... Yoğun çalışma temposu, iş koşturmacası derken kendimi erteleyip durdum. Gerçi bir ara sıkı bir şeker ve gluten diyeti yaparak hem diyabetimi hem de tiroit sorunumu güzelce bir düzene sokmuştum.

Ancak emekli olduktan sonra evden çıkmamam, çıksam bile gideceğim yere hemen kapının önündeki arabaya binip hiç yürümemem dengeleri yine bozdu. Yoğun ve aktif bir iş hayatından sonra sürekli evde olmak başlarda hoşuma gitse de farkına varmadan bana hiç iyi gelmemişti.

İşte her şey o an yeniden uyandığım kuralı hatırlamamla değişti! Son iki ayda farklı yürüyüş rotaları keşfederek kan şekerimi bir miktar düşürmeyi başardım. Sıra eriyen kaslarımı yavaş yavaş toparlamaya gelmişti. Ancak ayağım ağrıdığı için üzerine fazla yük bindirmeden tüm vücudumu hareket ettirecek bir şey bulmalıydım. Ve aklıma daha önce Şevval ile konuştuğumuz o fikir geldi: Bisiklete binmek! 🚲✨

Neredeyse 30 küsür yıldır bisiklete binmiyordum! Şevval’in yanına giderken içimde büyük bir korku vardı: "Ya binemezsem,  geri dönerim?"  diye düşündüm.

Bahçede denemek için selenin üzerine çıktığımda pek beceremedim. Hani "Bisiklete binmeyi bir öğrenen bir daha asla unutmaz" derler ya; işte bende o kaide hiç işlemedi! 😅 Şevval "Binersin teyze!" diye arkamdan moral verip destek oluyordu ama durumum pek iç açıcı değildi.

Yine de pes etmedim. Sahilde sürmek üzere metroya doğru yola çıktık. Bisikleti biraz elimde, biraz da  binmeye çalışarak metroya kadar ulaştık.


Bostancı sahiline varıp da bisiklet yoluna çıkınca işler biraz değişti. Bir tarafta masmavi deniz, yüzüme çarpan o ılık esinti... His harikaydı! Ama bir sorun vardı: Bisiklete binenler, kaykayla kayanlar, minik bebekli aileler... Bisiklet yolu inanılmaz aktifti. Şevval önden gidiyor, bense "Düşeceğim, birine çarpacağım ya da bir sakatlık çıkaracağım" diye tedirginlikten ecel terleri döküyordum.

Şevval halimi görünce sağ olsun hemen duruma el attı ve beni İdealtepe tarafındaki sahile paralel, çok daha tenha etrafı ağpaçlarla çevrili bir bisiklet yoluna götürdü. 🛣️🍃 İşte aradığım huzuru orada buldum!

Yaklaşık 30 dakika boyunca tedirginliğimi üstümden atıp rüzgarın tadını çıkararak pedal çevirdik. Ardından deniz kenarında güzel bir çay molası verip dinlendik. Toplamda 45 dakika kadar pedal sallamıştık bile! ☕✨


Zamanla o çekingenliği üzerimden attıkça fark ettim ki bisiklet sürmek sadece kaslarıma ve şekerime iyi gelen bir egzersiz değilmiş; doktorun bahsettiği o "moral" kısmını da sonuna kadar besleyen harika bir terapiymiş! 🌿🧘‍♀️


İşin en tatlı kısmı ise ruhen yaşadığım o hafifleme oldu... Her pedalda stresin geride kaldığını, zihnimdeki yüklerin teker teker uçup gittiğini görmek paha biçilemez. 💖

 Bu güzel deneyimi Şevval ile ilk fırsatta tekrar bisikletle yola çıkmak için şimdiden sözleştik bile! 👩‍👧‍👦

Kaç yaşınızda olursanız olun, araya ne kadar uzun yıllar girmiş veya ne kadar hareketsiz kalmış olursanız olun; o saç ayağını yeniden kurmak için bir adım atın.

Önce yürüyün, sonra bir bisikletin selesine kurulup rüzgarı arkanıza alın. 🍃 Göreceksiniz, pedal çevirdikçe sadece yol katetmeyecek, sağlığınızı ve ruhunuzu da tazeleyeceksiniz! 🚴‍♀️✨


15 Temmuz 2026 Çarşamba

🌿 Günün Hazineleri: Arpacılar Camii, Şeyh Mehmed Geylânî ve Ali Geylânî Türbesi 🕌

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم 
Bismillahirrahmanirrahim...

İstanbul, her sokağında ayrı bir hikaye, her adımda ayrı bir keşif sunuyor. Yıllardır önünden geçtiğim, belki de aceleyle fark etmeden yanından akıp gittiğim bir yerin, bugün nasibimle karşıma çıkmasına vesile olan o güzel yürüyüşten bahsetmek istiyorum. 👣

Havanın kavurucu sıcağını fırsat bilip, öğleden sonra üçten sonra düştüm yollara. Marmaray ile Eminönü’ne vardığımda, şehrin o yoğun kalabalığı beni karşıladı. İşlerimi halledip geri dönüş yoluna koyulduğumda, her zamanki rotamdan farklı bir sokağa saptım. İşte o an, daha önce nasıl gözden kaçırdığıma hayret ettiğim, o huzur dolu Arpacılar Camii ve haziresindeki türbe ile karşılaştım. 🕯️

Bir Fatih Dönemi Mirası: Arpacılar Camii ve Geylânî Kardeşler 📜

Eminönü’nde inşa edilen ve bir Ni’me’l-Ceyş hatırası olan Arpacılar Camii, 571 yıldır ayakta duruyor. Fatih Sultan Mehmed’in yakın dostu ve Akşemseddin Hazretleri’nin zikir ve fikirdaşı olan Mehmed Geylânî Hazretleri’nin dergâhı olarak inşa edilen bu yapının arazisi, bizzat İstanbul Fatihi tarafından vakfedilmiştir. Fetihten sonra İstanbul’da yapılan ilk camilerden biri olma özelliğini taşıyan Arpacılar Camii, zaman zaman yangınlara ve depremlere maruz kalsa da günümüze ulaşmayı başarmış. 🏛️

Caminin girişinde, Şeyh Mehmed Geylânî ve kardeşi Ali Geylânî’nin türbeleri bulunuyor. İstanbul’un fethine katılan bu mutasavvıf komutanların türbesi, kendine has yeşil rengiyle hemen dikkat çekiyor. 💚 Kürsüsünde nice âlimin va‘z u nasihat ettiği bu tarihî yapı, gerçekten görülmeye değer.

Huzura Açılan Bir Kapı: İkindi Vakti 🤲

Arpacılar Camii'nin manevi atmosferini solurken vaktin girdiğini fark ettim. Şehrin tüm gürültüsünü, Eminönü’nün o telaşlı kalabalığını arkamda bırakıp caminin içine adım attım. İkindi namazını burada, bu köklü tarihin şahitliğinde kılmak nasip oldu. Namazın ardından o dinginlikte, sanki 571 yıl öncesinin huzuruyla baş başa kaldım. Tarihin içinde, o atmosferi soluyarak secde etmek, bu yürüyüşü benim için bir "günün hazinesi" haline getirdi. 🕰️

Tarihin İzinde Bir Not 🔍

Türbenin bulunduğu bu alanın, Sirkeci Garı'na kadar uzanan arazisinin bir dönem Geylânî Vakfı’na ait olduğunu, ancak Cumhuriyet döneminde yapılan düzenlemelerle vakıf bünyesinden çıkarılıp özelleştirildiğini öğrendim. 🏚️ Geçmişin nasıl da günümüzün modern yapıları arasında eriyip gittiğini görmek oldukça hüzünlü ve düşündürücü.

Siz de Eminönü'nde yolunuzu bir gün Hobyar Mahallesi, Hamidiye Caddesi taraflarına düşürürseniz, biraz durup bu tarihi Arpacılar Camii'nin ve türbesinin kapısında bir Fatiha okuyun. Şehrin gürültüsünden uzaklaşmak ve bu gönül erlerini yad etmek, emin olun gününüzü güzelleştirecektir. ✨

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم 
Bismillahirrahmanirrahim...

🍨 Pratik Tatlı Kaçamakları: Dondurmalı İrmik Helvası

Bizim mutfakta helva dedi mi akan sular durur ama  un helvası, şekerim olduğu için pek yanaşamıyorum. Evde de kimse yemeyince, o helvanın pişmesi için mutlaka bir kandil akşamı ya da bir mevlid daveti bekleriz. Birisi "Elif, gel de bir helva yap" demediği sürece mutfağa girip yapmam; yaparsam da "sadece ucundan tadına bakayım" niyetiyle başlarım. 🥄

İrmik helvası ile aram pek yoktu, ta ki o güne kadar... Yeğenim Şevval yemeğe geldiğinde "Teyze, canım çok dondurmalı irmik helvası istedi, dışarıdan sipariş mi versek?" dedi. "Ondan kolayı ne var?" dedim. Un helvası gibi saatlerce ocağın başında terlemek yok, irmik zaten hemen kavruluveriyor. O an mutfağa girdim, hemen yapıverdim; çocuklar afiyetle yedi. Hatta Ramazan'da verdiğim iftar davetlerinde, kendi yaptığım o güzel İskender'in finalini de yine bu dondurmalı irmik helvası ile yaptık. ✨

Hem pratik hem de misafirlerin gönlünü çelen o tarifimi buraya bırakıyorum. 👩‍🍳

📝 İrmik Helvası Tarifi

Malzemeler:

  • 1,5 su bardağı irmik

  • 125 gram tereyağı

  • İçi için: Sade dondurma 🍦

Şerbeti için:

  • 2 su bardağı süt

  • 1 su bardağı şeker

Hazırlanışı:

Öncelikle şerbeti hazırlayalım. Küçük bir tencereye sütü ve şekeri alalım. Şeker tamamen eriyene kadar ısıtalım. Kaynatmanıza gerek yok, şeker erisin yeterli. Hazırladığımız şerbeti kenara alıp soğumaya bırakalım. 🥛

Ardından uygun bir tencerede tereyağını eritelim. İrmikleri ekleyip tahta kaşığımızı elimize alalım ve ara vermeden, irmiğin o güzel rengi dönene kadar sabırla kavuralım. Rengi değişen irmiğe şerbeti dikkatlice ekleyelim. Ocağın altını kısalım ve güzelce karıştıralım. 🔥

Helvamız şerbetini çekip kıvamını alınca ocaktan alalım. Üzerine bir havlu kağıt yerleştirip tencerenin kapağını kapatalım. Şöyle bir 10 dakika demlenmesi, lezzetini tam oturtması için yeterli olacaktır. ⏳



Servis aşamasında küçük bir kâseye  biraz helva koyalım, ortasına dondurmayı yerleştirip üzerini yine helva ile kapatalım. Tabağa ters çevirip servise hazır hale getirelim. ✨

Küçük Bir Not: Bu tarif yaklaşık 5-6 kişiliktir. Eğer kalabalıksanız malzemeleri ikiyle çarparak ölçüleri artırabilirsiniz! 🔢

Sizin evde de helva yapılması için birilerinin "gel yap" demesi mi bekleniyor, yoksa siz de benim gibi "bahaneye gerek yok" diyenlerden misiniz? Yorumlarda buluşalım! 👇

13 Temmuz 2026 Pazartesi

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم 
Bismillahirrahmanirrahim...

✨ Günün Hazineleri: Şeyh Edebali ve Bala Hatun Türbesi
Bilecik gezimizin ilk kısımlarını daha önce sizlerle paylaşmıştım. Hatırlarsanız zamanımız oldukça sınırlıydı; bu yüzden küçük bir şehir gezintisi yapabilmiş ve asıl hedefimiz olan Şeyh Edebali Türbesi’ne doğru yola koyulmuştuk. İşte bugün, o eksik kalan ama ruhumu kelimenin tam anlamıyla doyuran o güzel yolculuğun devamını, heybeme doldurduğum hazinelerle anlatmak istiyorum. 🌿


Şeyh Edebali Hazretleri, bizim için bir şehirden fazlası, bir devletin manevi temelidir. O, Osman Gazi'ye "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" diyerek yüzyıllar sürecek bir medeniyetin anahtarını vermiştir. 🗝️

Türbe alanına gitmek için şehir merkezinden yürümeye başladık. Aslında mesafe olarak 1 kilometre kadar, yani yürüme mesafesinde görünüyor. Ancak inişli çıkışlı, engebeli yapısıyla yaklaşık 20 dakika sürüyor. Benim gibi şekerini dengelemek ve kireçlenmesine şifa arayan biri için harika, tempolu bir 10.000 adım rotası! 👣 Burası "Eski Bilecik" olarak geçiyor; restore edilmiş eski evler ve sarı çiçekli kaktüsler eşliğinde adeta tevekkül ederek yol alıyorsunuz.

👣 Yol Boyunca Bize Eşlik Eden "Öksüz" Minareler


Yürürken en çok dikkatimi çeken şey, çevreye serpiştirilmiş gibi duran, camisi yıkılmış ama kendisi ayakta kalmış o "mazlum" minareler oldu. Tarihte "Beş Minareler" olarak da bilinen bu yapılar, Osmanlı’nın ilk dönemlerinden kalma camilerin sessiz şahitleri. Kurtuluş Savaşı döneminde Bilecik tamamen yakılıp yıkılmış ama bu minareler ne hikmetse ayakta kalmışlar. Şimdi o yeşilliğin ortasında mahzun ve dik bir şekilde geçmişin hikayesini fısıldıyorlar. 🏛️


🛀 Karşılama Noktası: Eski Hamam ve Hediyelik Dükkanları

Türbe alanına vardığımızda bizi girişte kubbeli yapısıyla dikkat çeken eski bir Osmanlı hamamı karşılıyor. Günümüzde bu tarihi yapı, aslına uygun şekilde korunarak harika birer hediyelik eşya dükkanına dönüştürülmüş. 🛍️ Dükkanların hemen ilerisindeki asırlık ağaçların gölgesinde çok şirin, otantik bir çay bahçesi var. Yorgunluğu,  demli çayla atmak gibisi yok! ☕

👑 Osmanlı Padişahları Tarih Şeridi ve Muazzam Gül Bahçesi

Türbeye çıkan yol üzerinde harika bir proje olan "Osmanlı Padişahları Tarih Şeridi" bizi karşılıyor. Osman Gazi'den son padişaha kadar sultanların resimleri, kronolojik olarak anlatılıyor. 📜

 

Hemen yanı başında, yüzlerce rengarenk gülün olduğu bahçede, tam ortada kocaman bir "BİLECİK" yazısı var. O güllerin ve yazının önünde hemen anımızı ölümsüzleştirdik. 📸



🕌 Orhan Gazi Camii’nde İkindi Huzuru



yamacına kurulmuş o muazzam yapıya, Orhan Gazi Camii’ne ulaştık ve ikindi namazımızı burada eda ettik. Kubbesi yok, çatısı kiremit kaplı ve ana minaresi camiden 30 metre uzaktaki bir kayanın üzerinde! 1332 yılında yapılan bu eser, erken dönem Osmanlı mimarisinin en canlı örneği. Namaz sonrası soluklanmak, günün tüm yorgunluğunu üzerimizden aldı. 🙏




✨ Gönüllerin Sultanları: Şeyh Edebali ve Bala Hatun



Namaz sonrasında, hemen biraz yukarısındaki asıl varış noktamıza, Şeyh Edebali ve Bala Hatun türbelerine geçtik. Gönül sultanlarımızın huzurunda dualarımızı ettik. Hemen yanı başındaki dünyalar güzeli kızı Bala Hatun’un türbesinde de kadın sultanlarımızın o vakur duruşunu hissederek dualarımızı gönderdik. ✨

📸 Şehir Terası ve Dönüş

Ziyaret sonrası Bilecik’in sarp coğrafyasını izleyebileceğimiz Şehir Terası’na çıktık. Manzara büyüleyiciydi! 🌆 Dönüşte panoramik asansörü kullanıp başlangıç noktasına döndük. Yol üstünde kış hazırlığı yapan o tatlı teyzelerle karşılaştık; ayaküstü sıcacık bir hasbıhal ettik. Anadolu insanının samimiyetiyle yokuşun yorgunluğu uçup gitti. 👵

Ben böyle maneviyatı bol, asırlık hikayesi olan yerleri çok seviyorum. Bir sonraki yürüyüşümüzde, bambaşka bir hazinede görüşmek üzere, sağlıkla kalın... 👋

30 Haziran 2026 Salı

Gezmeler Gezmeler: Bilecik Yolculuğu



Bilecik yolculuğumuz başlıyor! Bu seferki rotamız, Belgin ablamızın emeklilik sonrası yerleştiği Bilecik... Hem Belgin ablamızla hasret gidermek hem de ecdadımız Osmanlı'nın kurulduğu, temellerinin atıldığı o kadim topraklara bir ziyaret yapalım dedik. Tarihin ve keşfetmenin izini süren biri olarak, meraklı bir ruh ve keşif dolu adımlarla; "Osmanlı'nın tohumlarının atıldığı" bu şehri görmek uzun süredir listemdeydi.


Sabah saat beş sularında hızlı trene atlayıp yola revan olduk. Hızlı tren gerçekten büyük konfor; yaklaşık iki buçuk saat gibi kısa bir sürede Bilecik'e ulaştık. Bilecik tren istasyonu oldukça farklı ve güzel bir mimari yapıya sahip.
İstasyondan çıkışta minibüs benzeri araçlar var. Şehirdeki ulaşım sistemi oldukça ilginç; nakit para geçmiyor; ya Bilecik'e ait ulaşım kartıyla ya da banka kartıyla ücreti ödüyorsunuz. İstasyon şehrin biraz dışında kalıyor, Bilecik zaten çok dingin bir yer; tam kafa dinlemelik bir rota. Yine de İstanbul'dan sonra böyle bir tempoda yaşayabilir miyim, işte onu tam kestiremiyorum.



Belgin ablamızın evine geçip kahvaltımızı onun misafirperverliğiyle, evinin huzurlu ortamında yaptık. Yol yorgunluğunu böyle güzel bir sofrada atmak gibisi yok. Belgin ablamız emekli olduktan sonra İstanbul'un keşmekeşinden kurtulup bu huzurlu şehre yerleşmiş. Kahvaltı sonrası hasbihal edip hep beraber kısa bir şehir turu ve Şeyh Edebali Türbesi ziyareti için yola çıktık.








Tarihe Doğru Zorlu Bir Yürüyüş



Şeyh Edebali'nin türbesine doğru giderken yol biraz zorlu ama bir o kadar da keyifliydi. Giderken yokuş aşağı inmek kolaydı ama dönüşü hiç sormayın! Yolda, "Beş Minare" olarak bilinen, tek başlarına yükselen eski ve yıkık minareler dikkatimizi çekti.

 Yol boyunca o güzel sarı çiçekli kaktüsler ve vadideki eski yerleşim yerlerinde hala süren yaşamlar bize eşlik etti.



Geze geze, yer yer dinlenerek nihayet Şeyh Edebali ve Bala Hatun Türbesi ile Orhan Gazi Camii'ne ulaştık. Bu mekanların manevi havası bambaşka... Bu durakları ve oradaki hislerimizi, "Günün Hazineleri" başlıklı yazımızda ayrıca detaylaştırmış olacağız.



Dönüş yolunda yokuş yukarı çıkmak epey zorladı ama manzarayı seyrederek yorulmaya değdi. Yolda giderken o güzel evlerde kış hazırlığı yapan teyzelerle selamlaştık, sohbet ettik. Evler vadide olduğu için önden sadece bir kat görünüyor ama aşağıya doğru birkaç katı daha olan, çok karakteristik evler bunlar.






Günün sonunda Belgin ablamızla vedalaşarak akşam 20:30 trenimize bindik ve saat 22:00 civarında İstanbul'a vardık.

Hayat akıp gidiyor, bazen insan tüm sorumlulukları bir kenara bırakıp sadece anın tadını çıkarmak, eski bir minarenin gölgesinde soluklanmak veya sadece bir dostun evinde demli bir çayla "mola" vermek istiyor. Bilecik gezisi bana bir kez daha hatırlattı ki; koşturmacanın içinde kaybolmamak için ara ara böyle duraklara, gerçek nefes alma alanlarına ihtiyacımız var. Siz en son ne zaman hayatınıza şöyle güzel bir mola verdiniz?

28 Haziran 2026 Pazar

Dışı Çıtır, İçi Nefis: Anılarla Dolu, Tam Ölçülü Şef Usulü İçli Köfte Tarifi

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم 
Bismillahirrahmanirrahim...


Bugün size mutfakta usta bir şef gibi hissettirecek, çatlamayan, dağılmayan ve lezzeti garanti bir içli köfte tarifiyle geldim! Ama bu tarif sadece bir reçete değil; içinde dostluk, dayanışma, tatlı hamilelik anıları ve bolca deneme yanılma barındıran çok özel bir başarı hikayesi. Deneye deneye, malzemelerin mutfaktaki dilini çözerek ulaştığım bu altın formül, iftar sofralarından bayram ikramlarına kadar her zaman baş tacınız olacak. Üstelik kolunuzu hiç yormayacak harika pratik yöntemler ve mutfak sırlarıyla birlikte!

📌 Bir İçli Köfte Serüveni: İftardan Bayrama...                          

Her şey bu Ramazan ayında sevgili Beyzacık bizi iftara çağırdığında başladı. "Kuzum, her şeyi ben yapacağım" dedi ama ben de öyle eli boş gitmek istemedim; hem de masaya yakışacak, ikramı özel bir şeyler olsun istedim. Beyza’ya da sürpriz olsun diye "Halam, bir şeyler yapacağım; güzel olursa getiririm, olmazsa getirmem" dedim.

Bilgisayarı açıp videoları izlerken, iç harcını dondurarak yapmanın büyük kolaylık olduğunu duydum ve hemen içini hazırlayıp buzluğa attım. Sıra dış harcına geldiğinde ise bir engelimiz vardı; kolumdaki yırtık yüzünden o sert hamuru yoğurmam imkansızdı. Sağ olsun Semra abla imdadıma yetişti ve dışını güzelce yoğurdu. İlk köfteleri biraz çekinerek yapsam da iftarda herkes bayıldı! Hatta Beyza'nın eşi, "Hala, bizim sürekli gittiğimiz ünlü bir içli köfteci var, aynen onunki gibi olmuş!" deyince dünyalar benim oldu.

Bu güzel yorumlar beni öyle bir heveslendirdi ki, Ramazan Bayramı için de ikramlık olarak içli köfte yapmaya karar verdim. Ancak bu kez sayı çok fazlaydı ve her seferinde Semra ablayı rahatsız etmek olmazdı. İşte mutfak teknolojisini laboratuvar gibi seferber etme sürecim de böylece başlamış oldu!

🛒 Malzemeler

Dış Harcı İçin (Tam 17 Adet Çıkıyor):

  • 2 su bardağı köftelik ince bulgur
  • 1 su bardağı irmik
  • 1 adet yumurta
  • 3 yemek kaşığı un
  • 1 yemek kaşığı biber salçası (renk ve harika bir lezzet için)
  • İsteğe bağlı olarak damak zevkinize göre kimyon, karabiber, tuz (hiç koymaya da bilirsiniz)

İç Harcı İçin:

  • 1 kilo kıyma
  • 1 kilo kuru soğan (incecik doğranmış)
  • Bol ceviz içi (iri kıyılmış)
  • İnce kıyılmış maydanoz
  • Etinizin yağ durumuna göre tereyağı veya sıvı yağ
  • Damak zevkinize göre karabiber, pul biber, tuz

👩‍🍳 Adım Adım Hazırlanışı

1. Adım: Muazzam Kolaylık Sağlayan İç Harcın Hazırlanması

Kıymayı ve incecik doğranmış soğanları tereyağı ile güzelce kavurun. Baharatlarını, bol cevizi ve maydanozu ekleyip harcı soğumaya bırakın.Harcınız oda sıcaklığına gelince, mutfak terazisinde 30 ar gramlık parçalar halinde porsiyonlayın, yuvarlayıp şekil verin mümkünse düzgün ve pürüzsüz olsun ve buzluğa atarak dondurun. Ben bu iç harcı çokça yapıp buzluğa hazır koyuyorum. Donuk harç sayesinde köfteleri kapatırken asla yağ sızmıyor ve şekil vermek çocuk oyuncağı haline geliyor.

2. Adım: Kol Yorulmasına Son! Pratik Dış Hamur Yöntemleri 



Bulgur ve irmiği kapaklı bir kaba alıp üzerini hafifçe geçecek kadar sıcak suyla ıslatın ve şişmeye bırakın. Şiştikten sonra içine yumurta, un, biber salçası ve baharatları ekleyin.





Şefin Teknolojik Deneyimleri: Bayram için sayıyı büyütüp kıyma makinesinde yoğurmayı denedim ama hem çok gürültülü hem çok yorucu oldu, çıkan bulaşık da cabasıydı! Bir ara Ayşe'nin akıllı makinesi Thermomix'te denedim, 5 dakikada hazır oldu ve güzeldi. Birkaç kez elimle de zorladım ama sonunda aradığım o muazzam "Evreka!" yöntemini buldum: Blender (Mutfak Robotu)! Dış harcı azar azar robota atıp çektim; hem kolum hiç yorulmadı hem de tam istediğim o pürüzsüz, dağılmayan çiğ köfte kıvamını yakaladım. Kesinlikle favori yöntemim dostlar!

3. Adım: Birleştirme ve Şekil Verme

Dış harçtan mandalina büyüklüğünde bezeler alın. Yanınıza mutlaka bir kase ılık su koyun. Elinizi hafifçe ıslatarak bezenin ortasını parmağınızla açın ve duvarlarını incecik olana kadar döndürerek büyütün. Buzluktan çıkardığınız donuk 30 gramlık iç harcı, hiç bekletmeden bu hamurun ortasına yerleştirip uçlarını pürüzsüzce kapatın. 

4. Adım: Pişirme Aşaması

Hazırladığınız köfteleri bol ve kızgın yağda, dışı altın sarısı olana kadar kızartın. İlk 1-2 dakika köftelere hiç dokunmazsanız dağılmasını tamamen önlemiş olursunuz.



💡 Malzemelerin Anatomisi: Bir Hamilelik Aş Erme Nostaljisi ve Malzeme Deneyimleri

Benim için içli köftenin yeri çok ayrıdır. Canım oğlum Yusuf’a hamileyken bu lezzete öyle bir aş ermiştim ki... Allah razı olsun, o dönem çok güzel içli köfte yapan Hülya abla bana bolca hazırlayıp dolaba koymuştu. Her sabah kalkıp kendime içli köfte kızartıyordum; o lezzeti hiç unutamam!

Bayram hazırlığı yaparken onun tarifini istedim ve harca "seferkitel" (kitel bulguru) koyduğunu söyledi. Bayramda Hülya ablanın yöntemiyle yaptım, gerçekten çok güzel oldu. Ancak bir şeyi fark ettim: Seferkitel ile yapılan köfte hemen kızartıp sıcak sıcak yendiğinde şahane olsa da durdukça sertleşiyor, tabiri caizse kayış gibi oluyor.

Durur myuım? Bir gün de Instagram'da gördüğüm patatesli dış harcı denedim. İçine küçük bir patates ekleyince hamur harika şekil aldı ve ilk çıktığında çıtır çıtır oldu. Hemen Yusuf bir tane tattı ve "Anne çok güzel!" dedi. Ama ben hepsini kızartıp sofraya oturana kadar o çıtırlıktan eser kalmadı, yumuşacık oldu.

Netice olarak; Seferkitel sert bırakıyor, patates ise fazla yumuşatıyor. Yaptığım tüm denemeler sonucunda gördüm ki en memnun kaldığım, en dengeli ve çıtırlığını en iyi koruyan formül kesinlikle bu tarifteki gibi köftelik ince bulgur ve irmik ikilisidir! Yeni bir sır keşfedene kadar benim altın standardım budur.

Şimdiden deneyecek olan herkese afiyet, şifa olsun!

Buradan da açık çağrım olsun: İçli köfte yapmak isteyenler, siz kıyma harcını dondurun hazır edin; geriye kalan o dışını hazırlayıp içli köfteleri döktürmesi benden! Yorumlarınızı ve kendi mutfak maceralarınızı benimle paylaşmayı unutmayın! ❤️

25 Haziran 2026 Perşembe

GÜNÜN HAZİNELERİ





 
Dile kolay, emekli olalı tam üç yıl olmuş. Zaman ne çabuk geçiyor... Emekliliğin ilk zamanlarında o kadar evde kalmaya, kabuğuma çekilmeye alışmıştım ki, adeta evden çıkmaz olmuştum. Bir yere gidecek olsam da hemen arabayı çalıştırır, tabiri caizse iki adımlık yola bile araçla giderdim.
Tabii bu hareketsizlik, üstüne bir de geçirdiğim metabolik cerrahi ameliyatının getirdiği süreç eklenince vücudumu iyice hassaslaştırdı. Sürekli eksilen vitaminler, mineraller, peşinden gelen takviye ilaçlar ve hayatıma aniden giren gluten hassasiyeti derken, bir de başıma bu sürecin en büyük zorluklarından biri olan şeker hastalığı çıktı. Gün içinde o dalgalanan, insanı halsiz bırakan şekerimi dengede tutabilmek için hareket etmek, düzenli yürümek artık benim için bir lüks değil, resmen hayati bir zorunluluk haline gelmişti. Tüm bu kısıtlamalara bir de ayağımda başlayan o can sıkıcı ağrı ve doktorun “kireçlenme başlamış” teşhisi eklenince bardağı taşıran son damla oldu. Kireçlenmeyi ve şeker dengesizliğini duyunca kendi kendime, "E tabii, olacağı buydu..." dedim. Ama pes etmek yoktu. Madem bedenim hareket istiyordu, madem o şeker ancak yürüyerek hizaya gelecekti; ben de o hareketi ona verecektim.
Ve o gün radikal bir karar aldım: Her gün 10.000 adım atılacak!
Şimdi her sabah erkenden kalkıp evdeki işlerimi bitiriyorum. İkindi namazına doğru kendimi sokağa, yollara atıyorum. Artık o gün kısmetimde neresi varsa... Bazen bir otobüse atlıyorum, bazen metroya binip Üsküdar’a geçiyorum. Canım bir deniz havası çekiyor; hop Sirkeci’deyim, Beşiktaş’tayım... Yollarda bazen bana eşlik eden, adımlarıma neşe katan yoldaşlarım, can dostlarım da oluyor.
İstanbul’da yaşıyoruz ama ne yazık ki koşturmacadan bu şehrin hiçbir yerini tam anlamıyla bilmiyoruz. Şimdi bu yürüyüşler sayesinde, sürekli gittiğim o tanıdık yolları adeta yeniden keşfediyorum. Kafamı bir kaldırıyorum, "Aaa, burada bu da mı varmış?" diye şaşırıyorum. Bazen de sırf o manevi havayı solumak, huzur bulmak için seçiyorum rotamı. Tam ezan vakti nerede bittiyse adımlarım, kendimi o tarihi camilerden birinin kubbesi altında saf tutarken buluyorum.

 

Instagram’da bu yürüyüşlerde karşıma çıkan güzellikleri, saklı kalmış mekanları "Günün Hazineleri" ya da "Günün Güzellikleri" diye paylaşıyordum. Sonra düşündüm; hem sağlığıma şifa olan bu yolculuğu hem de İstanbul'un bana sunduğu o muazzam hazineleri neden bloğumda, sizlerin huzurunda da bir yazı dizisine dönüştürmeyeyim?
İşte bu yazı dizisi, hem bedenimi canlandırma hem de ruhumu bu kadim şehrin güzellikleriyle doyurma hikayemdir. Heybemi dolduran ilk hazineyle, hem de öyle mübarek bir günde başlayalım ki adımlarımız bereketlensin...





 

İlk Durak: 10 Muharrem Aşure Gününde Sümbül Efendi Dergâhı
Yine kendime şifa ve huzur dolu bir rota arayışındaydım. Aslında Instagram’da Muharrem ayına özel düzenlenen organizasyonlardan birine gitmeye niyetlenmiştim. Sağ olsun Nuray Abla, Koca Mustafa Paşa’daki Sümbül Efendi Camii’nde düzenlenen programlardan bahsedince, rotamızı aniden ve beraberce buraya çevirdik.

 

Yolculuğumuz da en az varış noktamız kadar güzeldi. Mis gibi bir boğaz havası alarak geçtik karşıya...

Sümbül Efendi’ye ulaştığımızda bizi asırlık ağaçların altında, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar huzur verici bir atmosfer karşıladı. Meğer bugünkü organizasyonu Cerrahi Dergâhı düzenlemiş. Biz de o koca ağaçların gölgesinde, avluya serilen hasırlar üzerinde namazlarımızı kıldık. Ardından yükselen dualar, ilahiler ve zikirlerle adeta ruhumuzun tazelendiğini hissettim.
Oradaki hanım kardeşlerimiz o kadar güler yüzlü, o kadar içtendi ki... Aralarındaki muhabbet ve kalplerindeki güzellik dalga dalga tüm ortama yayılmıştı. Zaten ne zamandır Cerrahi Dergâhı’na gitmeyi çok istiyordum; Allah işte, siz yeter ki samimiyetle niyet edin, O sebepleri bir şekilde halk ediyor. Yanlarından ayrılırken dayanamayıp toplantılarının nerede ve hangi günler olduğunu sordum, sağ olsunlar hemen söylediler. İnşallah orada da en kısa zamanda görüşmek nasip olur.
Hazır yolumuz bu mübarek günde Sümbül Efendi’ye düşmüşken, bu güzel bahçenin sakladığı o iki büyük hazinenin hikayesini de heybemize eklemeden geçmeyelim:


🌸 Bahçedeki Saklı Hazineler: Çifte Sultanlar (Hz. Hüseyin'in Kızları)


 

Sümbül Efendi’nin bahçesinde, hemen o asırlık çınarın yanı başında öyle bir kabir var ki, sinesinde Kerbela’nın o derin sızısını taşır. Burada, Peygamber Efendimizin torunu Hz. Hüseyin Efendimizin iki mübarek kızı, yani seyyidelerimiz Hz. Fatıma ve Hz. Sakine medfundur. Kerbela faciasından sonra esir düşerek Bizans’a gönderilen ve burada vefat eden bu iki hanım sultan, İstanbul’un fethinden sonra Sümbül Efendi tarafından manevi bir keşifle bulunmuş ve buraya defnedilmiştir. Halk arasında "Çifte Sultanlar" olarak bilinen bu kabir, İstanbul’un en büyük manevi muhafızlarındandır.
🌿 Dergâha Adını Veren Veli: Sümbül Efendi Hazretleri
Asıl adı Yusuf Sinan olan Sümbül Efendi ise Halveti tarikatının en büyük velilerinden biridir. Ona "Sümbül" lakabının verilmesinin hikayesi ise pek zariftir: Hocası Mehmed Cemaleddin Efendi, dervişlerinden kendisi için birer çiçek getirmelerini ister. Herkes en güzel, en canlı çiçeklerle dönerken, Yusuf Sinan elinde boynu bükük, solmuş bir sümbülle gelir. Hocası sebebini sorduğunda; "Hangi çiçeğe el uzattıysam hepsi Allah'ı zikrediyordu, onları dalından koparmaya kıyamadım. Bu sümbül ise zikrini bitirmek üzereydi, ancak onu getirebildim" der. Bu derin hassasiyet üzerine hocası ona "Sümbül" lakabını verir.
İşte bu iki güzel hazinenin huzurunda                                                                            


Dualarımızı ettik, ruhumuzu o güzel zikirlerle doyurduk ve içimizde derin bir huzurla yeniden evimizin yolunu tuttuk. Hem bedenime 10.000 adımın şifası değdi bugün, hem şekerim o tatlı huzurla dengelendi, hem de ruhuma Aşure gününün bereketi üflendi...
Bir sonraki yürüyüşte, bambaşka bir hazinede buluşmak üzere, sağlıkla kalın...
Yeni Bir Başlangıç: Adım Adım İstanbul ve Günün Hazineleri

8 Aralık 2025 Pazartesi

🍫🍰 GLUTENSİZ, ŞEKERSİZ MİNİ ÇİKOLATALI KREP PASTA

 

🌟 Yaklaşık üç senedir süregelen glutensiz ve sıfır şekerli beslenme yolculuğum, ilk zamanlardaki zorluğunu atlattıktan sonra şimdilerde çok daha keyifli ilerliyor. Elbette, ilk günler gibi katı değilim; arada kendime ödül günleri de yapıyorum. Ancak bu ödülleri bile perhizimi bozmayacak şekilde, kendi kurallarıma uygun tatlılar yaratarak değerlendirmeyi seviyorum.

✨ Bugün sizlerle daha önce yaptığım, benim gibi kontrollü beslenenler için harika bir alternatifi paylaşacağım: Glutensiz, Şekersiz Mini Çikolatalı Krep Pasta!

🥞 Ekmeğimin olmadığı zamanlarda glutensiz undan hazırladığım krepleri değerlendirdim. İçine basit bir muhallebi, biraz fındık fıstık... İşte size pratik ve vicdan azabı duymadan yiyebileceğiniz bir pasta!

⚖️ Kabul edelim, o kremalı, pandispanyalı pufuduk pastalar gibi değil belki ama bu da kendine has güzellikte ve lezzette bir alternatif oldu. En azından her lokmasında ne yediğinizi biliyorsunuz!

🛒 MALZEMELER

🥞 Krep İçin:

  • Yumurta

  • Süt

  • 1 yemek kaşığı sıvı yağ

  • Glutensiz un

🥛 Kreması İçin:

  • 3 yemek kaşığı glutensiz un

  • 1 yemek kaşığı nişasta

  • 1 tatlı kaşığı tereyağı

  • 80 gr şekersiz çikolata

  • Birkaç damla tatlandırıcı (damak zevkinize göre ayarlayın)

  • 500 ml süt

  • 1 yemek kaşığı kakao

  • 1 yumurta sarısı

  • Vanilya

🥜 İçi ve Süsleme İçin:

  • Fındık, fıstık (evde ne varsa kullanabilirsiniz)

👨‍🍳 YAPILIŞI

1️⃣ Kremayı Hazırlayın:

  • Sütün içerisine çikolata ve tatlandırıcı hariç tüm krema malzemelerini ekleyin.

  • MUHALLEBİ KIVAMINA GELENE KADAR pişirin.

  • 🔥 İlk sıcaklığı çıktıktan sonra tereyağını, şekersiz çikolatayı ve tatlandırıcıyı ekleyin.

  • 🥣 Mikserle güzelce çırpın (bızlatın!) ve bir kenarda SOĞUMAYA bırakın.

2️⃣ Krepleri Pişirin:





  • Krep malzemeleriyle normal bir krep hamuru hazırlayın ve tavada ince ince pişirin.

  • 📏 Pastanın katları için aynı boyutta olması amacıyla ben küçük bir tencere kapağı kullanarak pişirdiğim krepleri kestim.




3️⃣ Pastayı Birleştirin:

  • 🍽️ Bir servis tabağının içine streç film serin.

  • Üzerine ilk krebi koyun.

  • Sırasıyla KREP, KREMA ve FINDIK/FISTIK ekleyerek istediğiniz kat sayısına ulaşana kadar devam edin.

  • 🔝 En son krep katının üzerine kalan kremayı yayın ve tüm pastanın üzerini kaplayın.

  • 🌰 Üzerini bol fındık, fıstık veya dilediğiniz başka bir kuruyemişle süsleyin.

  • ⏳ Dilimlemeden önce pastayı BUZDOLABINDA DİNLENDİRMENİZ çok önemlidir!

😋 AFİYET OLSUN! Bu hafif ve lezzetli pasta, perhizinizi bozmadan tatlı krizlerinizi gidermenize yardımcı olacak.


3 Aralık 2025 Çarşamba

🕌 Hüdayi Hazretleri'nde Zikir Meclisi: Üsküdar'da Sabah Namaz


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم 
Bismillahirrahmanirrahim...



Üsküdar’ın incisi, kalbimin dostu, sırdaşım Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri. Benim için burası, başım ne zaman sıkışsa, ne zaman bir sevinci paylaşmak istesem kapısını çaldığım mübarek bir dost kapısıdır. Şehirdışından gelen misafirlerimi bile ilk getirdiğim, uğrak yerimdir.

Son zamanlarda, Allah'a şükür, zikir meclisleri çoğaldı. Daha önce Yahya Efendi Hazretleri'nin Perşembe akşamı zikrine gitmiştim. Ne zamandır da Pazar günleri yapılan Hüdayi Hazretleri'nin zikrine katılmak istiyordum.

Yeğenim Şevval, “Teyze, birlikte gidelim,” dedi ve saatlerimizi kurup sözleştik. Arabayı otoparka bırakıp camiye doğru yollandığımızda, Pazar günü o saatte bile inanılmaz bir hareketlilik vardı. Sağımızda, solumuzda bizimle aynı heyecanı taşıyan insanlar...

Caminin giriş kapısı hareketliydi. Görevli, “Çıkmayın, camide yer kalmadı!” dese de, ben "Saflar yerleşince bir yerlere sığarız," diye düşünerek dinlemedim.

Girişte o kalabalığı görünce Şevval'e dedim ki: “İnşallah birlikte Kâbe’ye gitmek, Efendimizi de böyle ziyaret etmek nasip olur.”

İçeriye, hatta kadınlar bölümüne kadar girdik. Merdivenler bile doluydu. Oradaki bir hanımefendi bize yer olmadığını söyledi ve ekledi: "Ben iki saat önce geldim, ancak merdivenin yanında yer bulabildim. Birkaç kez ayağa kalkıp safları düzelttik, sıkışmak mümkün değil." Dışarıdaki hanımlar da çocuklarının sürekli geldiğini, bazen böyle kalabalık olduğunu ve başka camilere yöneldiklerini söylediler.

Mehmet Akif'e sormuşlar: "Bu ülke ne zaman gelişir?" O da, "Cuma namazına gelen cemaat, sabah namazına geldiği zaman," demiş. İşte mübareğin söylediği bu söz, bu kış ayında gördüğümüz bu yoğun cemaatle birleşince, geleceğe dair umutlarımı artırdı.

Bunun üzerine Şevval’imle birlikte camiden çıktık. Bizim gibi yer bulamayan başka hanımlar da vardı. Hemen bir alt paralel sokaktaki Gülfem Hatun Camii'ne yöneldik ve namazımızı orada kıldık. Ne güzel tevafuk! Bir saf kadın olduk. Üsküdar’da çeşitli camilerde namaz kılmıştım ama ilk defa burada kılmak nasip oldu.

Namazımızı kılıp aceleyle zikre yetişmek için bir üst sokaktaki Hüdayi Hazretleri'ne tekrar yöneldik. Çıkan çok insan vardı, "Yer buluruz" ümidiyle yeni yapılan bölümdeki kadınlar tarafına ilerledik. Ne yazık ki orası da hala doluydu.

Sonunda, içerideki hanımlardan rica ettik ve hemen girişe, ufacık bir yere ilişebildik.

O an anladım: Zikir kalbe ilaçmış, gerçekten öyleydi. O manevi coşkuya bir nebze de olsa dahil olmak, tüm o yorgunluğu ve kalabalık telaşını unutturdu.





"Ya Rabbi! Kıyamete kadar bizim yolumuzda bulunanlar, bizi sevenler ve ömründe bir kere türbemizi ziyaret edenler, denizlerde boğulmasınlar, ahir ömürlerinde fakirlik görmesinler, imanlarını kurtarmadıkça gitmesinler, bizden olsunlar."

 İnşallah gelemeyenler de ilk fırsatta gelir ve Hüdayi hazretlerinin bu duasına  nail olur. Bizim gibi gelenlere de tekrar tekrar gelmek nasip olur...