Bumerang - Yazarkafe
İSTANBUL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İSTANBUL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2026 Perşembe

GÜNÜN HAZİNELERİ





 
Dile kolay, emekli olalı tam üç yıl olmuş. Zaman ne çabuk geçiyor... Emekliliğin ilk zamanlarında o kadar evde kalmaya, kabuğuma çekilmeye alışmıştım ki, adeta evden çıkmaz olmuştum. Bir yere gidecek olsam da hemen arabayı çalıştırır, tabiri caizse iki adımlık yola bile araçla giderdim.
Tabii bu hareketsizlik, üstüne bir de geçirdiğim metabolik cerrahi ameliyatının getirdiği süreç eklenince vücudumu iyice hassaslaştırdı. Sürekli eksilen vitaminler, mineraller, peşinden gelen takviye ilaçlar ve hayatıma aniden giren gluten hassasiyeti derken, bir de başıma bu sürecin en büyük zorluklarından biri olan şeker hastalığı çıktı. Gün içinde o dalgalanan, insanı halsiz bırakan şekerimi dengede tutabilmek için hareket etmek, düzenli yürümek artık benim için bir lüks değil, resmen hayati bir zorunluluk haline gelmişti. Tüm bu kısıtlamalara bir de ayağımda başlayan o can sıkıcı ağrı ve doktorun “kireçlenme başlamış” teşhisi eklenince bardağı taşıran son damla oldu. Kireçlenmeyi ve şeker dengesizliğini duyunca kendi kendime, "E tabii, olacağı buydu..." dedim. Ama pes etmek yoktu. Madem bedenim hareket istiyordu, madem o şeker ancak yürüyerek hizaya gelecekti; ben de o hareketi ona verecektim.
Ve o gün radikal bir karar aldım: Her gün 10.000 adım atılacak!
Şimdi her sabah erkenden kalkıp evdeki işlerimi bitiriyorum. İkindi namazına doğru kendimi sokağa, yollara atıyorum. Artık o gün kısmetimde neresi varsa... Bazen bir otobüse atlıyorum, bazen metroya binip Üsküdar’a geçiyorum. Canım bir deniz havası çekiyor; hop Sirkeci’deyim, Beşiktaş’tayım... Yollarda bazen bana eşlik eden, adımlarıma neşe katan yoldaşlarım, can dostlarım da oluyor.
İstanbul’da yaşıyoruz ama ne yazık ki koşturmacadan bu şehrin hiçbir yerini tam anlamıyla bilmiyoruz. Şimdi bu yürüyüşler sayesinde, sürekli gittiğim o tanıdık yolları adeta yeniden keşfediyorum. Kafamı bir kaldırıyorum, "Aaa, burada bu da mı varmış?" diye şaşırıyorum. Bazen de sırf o manevi havayı solumak, huzur bulmak için seçiyorum rotamı. Tam ezan vakti nerede bittiyse adımlarım, kendimi o tarihi camilerden birinin kubbesi altında saf tutarken buluyorum.

 

Instagram’da bu yürüyüşlerde karşıma çıkan güzellikleri, saklı kalmış mekanları "Günün Hazineleri" ya da "Günün Güzellikleri" diye paylaşıyordum. Sonra düşündüm; hem sağlığıma şifa olan bu yolculuğu hem de İstanbul'un bana sunduğu o muazzam hazineleri neden bloğumda, sizlerin huzurunda da bir yazı dizisine dönüştürmeyeyim?
İşte bu yazı dizisi, hem bedenimi canlandırma hem de ruhumu bu kadim şehrin güzellikleriyle doyurma hikayemdir. Heybemi dolduran ilk hazineyle, hem de öyle mübarek bir günde başlayalım ki adımlarımız bereketlensin...





 

İlk Durak: 10 Muharrem Aşure Gününde Sümbül Efendi Dergâhı
Yine kendime şifa ve huzur dolu bir rota arayışındaydım. Aslında Instagram’da Muharrem ayına özel düzenlenen organizasyonlardan birine gitmeye niyetlenmiştim. Sağ olsun Nuray Abla, Koca Mustafa Paşa’daki Sümbül Efendi Camii’nde düzenlenen programlardan bahsedince, rotamızı aniden ve beraberce buraya çevirdik.

 

Yolculuğumuz da en az varış noktamız kadar güzeldi. Mis gibi bir boğaz havası alarak geçtik karşıya...

Sümbül Efendi’ye ulaştığımızda bizi asırlık ağaçların altında, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar huzur verici bir atmosfer karşıladı. Meğer bugünkü organizasyonu Cerrahi Dergâhı düzenlemiş. Biz de o koca ağaçların gölgesinde, avluya serilen hasırlar üzerinde namazlarımızı kıldık. Ardından yükselen dualar, ilahiler ve zikirlerle adeta ruhumuzun tazelendiğini hissettim.
Oradaki hanım kardeşlerimiz o kadar güler yüzlü, o kadar içtendi ki... Aralarındaki muhabbet ve kalplerindeki güzellik dalga dalga tüm ortama yayılmıştı. Zaten ne zamandır Cerrahi Dergâhı’na gitmeyi çok istiyordum; Allah işte, siz yeter ki samimiyetle niyet edin, O sebepleri bir şekilde halk ediyor. Yanlarından ayrılırken dayanamayıp toplantılarının nerede ve hangi günler olduğunu sordum, sağ olsunlar hemen söylediler. İnşallah orada da en kısa zamanda görüşmek nasip olur.
Hazır yolumuz bu mübarek günde Sümbül Efendi’ye düşmüşken, bu güzel bahçenin sakladığı o iki büyük hazinenin hikayesini de heybemize eklemeden geçmeyelim:


🌸 Bahçedeki Saklı Hazineler: Çifte Sultanlar (Hz. Hüseyin'in Kızları)


 

Sümbül Efendi’nin bahçesinde, hemen o asırlık çınarın yanı başında öyle bir kabir var ki, sinesinde Kerbela’nın o derin sızısını taşır. Burada, Peygamber Efendimizin torunu Hz. Hüseyin Efendimizin iki mübarek kızı, yani seyyidelerimiz Hz. Fatıma ve Hz. Sakine medfundur. Kerbela faciasından sonra esir düşerek Bizans’a gönderilen ve burada vefat eden bu iki hanım sultan, İstanbul’un fethinden sonra Sümbül Efendi tarafından manevi bir keşifle bulunmuş ve buraya defnedilmiştir. Halk arasında "Çifte Sultanlar" olarak bilinen bu kabir, İstanbul’un en büyük manevi muhafızlarındandır.
🌿 Dergâha Adını Veren Veli: Sümbül Efendi Hazretleri
Asıl adı Yusuf Sinan olan Sümbül Efendi ise Halveti tarikatının en büyük velilerinden biridir. Ona "Sümbül" lakabının verilmesinin hikayesi ise pek zariftir: Hocası Mehmed Cemaleddin Efendi, dervişlerinden kendisi için birer çiçek getirmelerini ister. Herkes en güzel, en canlı çiçeklerle dönerken, Yusuf Sinan elinde boynu bükük, solmuş bir sümbülle gelir. Hocası sebebini sorduğunda; "Hangi çiçeğe el uzattıysam hepsi Allah'ı zikrediyordu, onları dalından koparmaya kıyamadım. Bu sümbül ise zikrini bitirmek üzereydi, ancak onu getirebildim" der. Bu derin hassasiyet üzerine hocası ona "Sümbül" lakabını verir.
İşte bu iki güzel hazinenin huzurunda                                                                            


Dualarımızı ettik, ruhumuzu o güzel zikirlerle doyurduk ve içimizde derin bir huzurla yeniden evimizin yolunu tuttuk. Hem bedenime 10.000 adımın şifası değdi bugün, hem şekerim o tatlı huzurla dengelendi, hem de ruhuma Aşure gününün bereketi üflendi...
Bir sonraki yürüyüşte, bambaşka bir hazinede buluşmak üzere, sağlıkla kalın...
Yeni Bir Başlangıç: Adım Adım İstanbul ve Günün Hazineleri

9 Nisan 2018 Pazartesi

GEZMELER/GEZMELER .........İSTANBUL'DAKİ MADAME TUSSAUDS BALMUMU HEYKEL MÜZESİ

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Bismillahirrahmanirrahim......

Şubat ayında LegolandⓇ Discovery Center gezimizde Sea life ve Madame Tussauds Müzesinin biletlerini almıştık. İlk fırsat bulduğumuz hafta sonu Yusuf'umla tuttuk müzenin yollarını. Yazdık telefona navigasyona müzenin ismini hep önünden geçtiğimiz bir yermiş meğer . Bir heycanla girdik pek bir şey beklemiyordum hemen girip çıkacağız zannetmiştim ama ön yargılı olmamak lazımmış gerçekten çok zevk aldık ve eğlendik oğluşumla.






























Yusuf daha önceden müzede olduğunu öğrendiği Atamızı çok görmek istiyordu zaten ilk te onu gördük resimler çekildik bol bol .



Bir an inanamıyorsunuz geçek insan gibiler  sanki canlanıverecekler  bir çırpıda , değişik bir müze oturup yanlarına fotoğraf çektiriyorsunuz,  elleyebiliyorsunuz heykelleri sorun çıkmıyor diğer gezdiğimiz müzeler gibi değil  özgürsünüz. 




Fatih Sultan mehmet karşılıyor sedirinin üzerinde  oturarak elinle çiçekle sizleri ilişiveriyorsunuz yanına bir fotoğrafla onla çekiliyorsunuz.
 
















Ardından haşmetiyle Kanuni sultan süleyman ve büyük bir tevazuyla gönüller sultanı Mevlana'yı görüyorsunuz.

Birkaç Türk büyüğünü görerek geçiyoruz koridordan her bal mumu heykeli gördüğümüz de hayranlığımız bir kat daha artıyor gerçekten çok güzeller inanın her an birisi canlanacak hissine kapılıyorsunuz. 

Çoğunlıkla yabancı ünlülerin misafir ettiğimiz bir hole çıktık ne yazık ki asırlık sanatçı ve alim olan Leonardo da Vinci'nin heykelini göremedik çünkü kendisi başka bir sergiye konuk olarak gitmiş. 









Amadeus Wolfgang Mozart piyanosuna oturabiliyorsunuz.





Albert Einstein 
ziyaret 
ediyoruz...


















Türkiye'nin ilk kadın pilotu, Sabiha Gökçen'i ziyaret ediyoruz...






Bu arada Muhammed Aliyle kısa bir maç yapıp. Rafael Nadal ve Mariya Şarapova'la tenis oynuyoruz. 




Bir kaç heykelden sonra dünya çapında çeyrek asırlık müzenin mimarı Madame Marie Tussaud tanışıyoruz.

Müzik efsanelerinin önünden geçip MFÖ grubuna katılıp batari çalıyoruz...


 
Tom Cruise motosiklete binip ET'le bisikletle dolaşabilirsiniz... 


















Aslanlar arasında kral olup, korkunç yeşil dev Shrek'le fotoğraf çekilip, yakışıklı oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ ve Kerem Bursin ve diğer bir çok ünlünün olduğu büyük bir alana geliyoruz.  

Birkaç ünlü daha görüp müze gezimizin sonuna geliyoruz. 

Genel olarak, bir Madame Tussauds balmumu figürünün uzmanlıkla şekillendirilmesi, kalıbının hazırlanması ve renklendirilmesi dört ay sürer; figürlerin her biri yaklaşık 300.000$ değerindedir.

Hayranlık la gezdiğimizi bu müzeyi sizinde en kısa zamanda gezmeniz dileğiyle..

18 Ocak 2018 Perşembe

GEZMELER GEZMELER .... ZÜMRÜT BÜFE .... EMİNÖNÜ'NDE...

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم 
                      Bismillahirrahmanirrahim......

Yazdan kalma bir günde, Oğluşumla vapura binmek istedik, arada olur bize ve bir ikindi vakti Eminönü'ne gittik ne de özlemişiz belki aylardır gelmemişiz birlikte buralara. Yeni camiye uğradık, mısır çarşısından şöyle bir geçtik, Mahmutpaşa yokuşundan kapalı çarşıya kadar çıktık . Saat dördü geçiyordu her zamanki yemek yediğimiz yerde döner kalmamış bu saatte , Yusuf acıkmıştı, hemen suratını astı tabi dönerci abileri üzülmesin diye çikolata ikram ettiler ve yokuşu geze geze inmeye başladık.






















Daha önce buralara geldiğimiz de önünden hep geçtiğimiz ama başlangıç rotamız olduğundan belkide acıkmadığımızdan yemek yeme fırsatımız olmadığı ama gerek sosyal medyada gerek televizyonlarda duyduğum ve aklımda bulunan bir yerdi Zümrüt Büfe. Özellikle ülkemizde ve ulusal kanallarda gurme proğramları yapan Vedat Milor tarafından ziyaret edildiğin den beri daha bir rabet görür olmuş. 


Bize bugün gelmek nasip olacakmış herhalde, yoldan bakınca salaş bir yer dışarıda ki çığırtkan aile salonları olduğunu söylüyor ama zaten hafta içi olması sebebiyle boştu biz de orada yemek istedik, o kadar ufak bir yer ki,  yüksek sandalyelere oturup mermer tezgahlar da dönerinizi yiyorsunuz. Dediğim gibi boş olduğu için hemen dönerlerimiz getirdiler. Belkide karnımız aç olduğundan çok lezzetli geldi bana bir çırpıda bitiriverdik. 

Döneri tartıyla veriyorlar içine patates kızartması yerine püre koyuyorlar yeşillik ve soğan ilavesi de varmış ama biz gittiğimizde geç olduğu için sadece püre eklediler, püre ayrı bir lezzet katmış. Tarihi yarım adada yediğimiz dönerlerden lezzeti bir tık önde eti de lezzetliydi. 

Gelelim fiyata, internette okuduğuma göre herkes fiyattan şikayetçi evet Eminönü'nde yemek yediğiniz yerlerden oldukça fiyatlı ve normal bir AVM'de burada yediğiniz ekmek arası fiyatına İskender yersiniz ama bulunduğu konum itibariyle çok kira verdikleri aşikar birde kıyma değil et döner olunca fiyatı etkiliyor diye düşünüyorum. 

Yolunuz Eminönü'ne düşerse Mısır Çarşısınından çıktıktan sonra Tahtakale girişinde sağda bulunan Zümrüt büfe de ayak üstü lezzetli bir döner yiyebilirsiniz. Saat 18:30 kadar açık bulunuyormuş ve Ramazan ayı boyunca kapalıymış. 



ADRES: Rüstem Paşa Mahallesi, Sabuncu Hanı Caddesi, No 12, Fatih, İstanbul